21 Aralık 2014 Pazar

MONTENEGRO / KARADAĞ 2.

İkinci güne erken başlıyoruz. Bir gece önce yakındaki marketten aldığımız kahvaltılıklarla bir güzel karnımızı doyurmamız sonrası araçımızla kotor körfezini kaşfetmeye çıkıyoruz.
İlk durağımız Perast.
Kotor merkezden Perast istikametine yol alırken önümüzdeki nefis manzaranın tadını çıkartmak için, yol boyunca bulduğumuz ceplere yanaşıp resim çekmeyi ihmal etmiyoruz. Bu ülkede, yollarda ikide bir önünüzü kesen polislere rastlanmıyor. Bize sürat limitlerine uymamız ve kurallara sıkı sıkıya uymamız gerektiği söylendiğinden, Nokia Lumia telefonumundaki Here navigasyon yazılımı ile internet kullanmadan önceden hedeflediğimiz yerlere giderken, navigasyonumuzun, hız limitleri hakkındaki ikazlarına sıkı sıkıya uyyuyoruz.
Perast kasabasına 20 dakika sonra ulaşıyoruz. Karadağ küçük bir ülke olduğundan mesafeler insanı yoracak kadar uzun değil. Bu sebeble gezimizin keyfini çıkartma imkanımız fazlasıyla olmakta.
Perast kotor körfezinin kelebek görünümündeki şeklinin ortalarında, Kotor'un kuzeyinde bulunan şirin mi şirin kasaba. Orada öğrendiğimize göre Amerikan sinemasının ünlülerinin ev aldıkları yer olması sebebiyle yaz aylarında revaçta olan bir yer.
Perast kasabasını bir diğer ilgi çekici yeri de hemen kasaba karşısında yer alan iki ada.
Bu adalardan yukarıda resmi bulunanın ismi Sveti Dorde adası. Bu ada turizme kapalı ve içinde 12. yüzyıldan kalma şövalyelerin mezarları olduğu söylendi.


Bir diğeri ise, içinde kilise bulunan Gospa Od Skpjela adası.
Bu ada, deniz üzerinde bulunan küçük bir kayalığın üzerine Perast halkının uzun seneler karadan getirdikleri taşlarla doldurmaları sonucu şimdiki görünümüne kavuştuğu ve her sene belirli zamanda, sembolikte olsa adanın yapılışını kutlamak amacıyla Perast'lıların yanlarında getirdikleri irili ufaklı taşları adanın öündeki denize attıkları söylendi.
Adanın içinde orta büyüklükte bir kilise var ve hala ayinler yapılmakta.
Kilise içinde yer alan Osmanlı fiğürü ilgimizi çekti.


Unutmadan söz konusu adalara kişi başı 10 Euro dan devamlı gidip gelen motorlar var

Perast kasabasını geride bırakıp körfezi dolaşmaya devam ediyoruz öğle yemeği için hedef Herseq Novi.
Perast sonrası gelecek yazıda.

4 Mayıs 2014 Pazar

MONTENEGRO ( KARADAĞ ) 1.



Öğlen gibi İstanbul'dan kalkan THY uçağı ile yaptığımız 1,5 saatlik yolculuk sonrası  Podgorica hava alanına varıyoruz.


İlk bakışta eski Bodrum Imsık Hava limanından çok farklı olmadığını gördüğümüz Podgorica hava alanı oldukça sakindi. Kolay ve hızlı pasaport kuyruğu sonrası, her zaman olduğu gibi özgürce gezmeyi seven Mavi Limon ailesi olarak, önceden rezerve ettiğimiz kiralık araçımıza binerek hedefimiz olan ve 5 gece kalacağımız Kotor şehrine doğru yol almaya başladık.


Podgorica ülkenin başkenti, burayla konaklama yapacağımız Kotor arası bir kaç yoldan gidilebilsede biz direk sahile Bar kenti istikametine doğru yol alıyoruz.
Yollar dar fakat pürüzsüz asvalt ile kaplı, çok rahat bir yolculuk yapıyoruz. İzlediğimiz etap, GPS mizin gösterdiği alternatif yollara nazaran biraz uzun gibi olsa da düzgün ve manzaralı bir yol. Kotor hava alanından 113 km. uzaklıkta. Zaten ülke çok büyük olmadığı için her yere kısa zamanlarla ulaşılabilmekte. Önemli bir ikazım olacak trafikle ilgili, bizim ülkemizde alıştığınız gibi bir şöförlük yapmaya kalkarsanız ilk fırsatta kaza yapmanız içten bile değil. Bu ülkede tüm araç kullanıcıları sürat tahditlerine uyum sağladıkları gibi diğer gelişmiş ülkelerde olduğu gibi yaya kaldırımları ve döner kavşaklarda soldan gelenin önceliği kuralına sıkı sıkı uyuyorlar, eğer aykırı bir durumla karşılaştıklarında, mesela biz İstanbul trafiğinde yaptığımız hareketleri yaparsak vah bize birisi direk çarpacaktır.
Bu seyahatimizin en önemli özelliğini yazımızın başında belirteceğim, Çok güzel resim veren bir ülkeye geldiğimizi yol boyunca iliklerinize kadar hissediyorsunuz.
1,5 saat kadar yol aldıktan sonra Kotor'a varıyoruz.


Kotor, Kotor ... Karşımıza kale içindeki otelimize gitmeden önce otopark ararken bu manzara çıkıveriyor. Deniz değil sanki göl gibi sakin ve huzurlu bir görüntü. Aracımızı, resmin çekildiği yere park ettikten sonra Otelimizi bulmak üzere Kotor kalesine yollanıyoruz.



Burada eski, kale içinde yer alan kentlere Stari Grad deniyor. Taş yollardan ve duvarlar arasından sora sora biraz zor da olsa otelimizi buluyoruz.



Otelimiz küçük bir aile işletmesi, tek müşterileri de biziz. Odanın içinde ek olarak tam teşekküllü mutfağımız da var. İlerde bunun faydalarını göreceğiz. Eşyalarımız yerleştirip kısa bir şehir turuna çıkmayı ve akşam yemeğimiz de bu arada yemeği planlayarak çıkıyoruz Kotor sokaklarına.







Akşam yemeğimizi yedikten sonra otelimize dönüyoruz ve ertesi güne kendimizi hazırlamak üzere istirahata çekiliyoruz. Kotor'a daha değineceğim ama bu ilk günün akılda kalanları şimdilik bunlar. 

14 Ocak 2014 Salı

Java Tapınakları...


Ünlü Java tapınakları ve özelliklede Borobudur uzun yılların hayaliydi. Yogyakarta’ya ulaştığımızda aslında orijinal planımız güneşin doğuşunu Borobodur tapınağından izlemekti, ancak uzun yoldan ve erken kalkmalardan öylesine yorgunduk ki, bu programdan vaz geçip yola makul bir saatte çıktık.

İlk durağımız aslında benim için Endonezya gezimizin ana nedeni Borobodur oldu.Dünyanın en büyük Budist tapınaklarından biri olan Borobudur  730- 790 yılları arasında Sanjaya imparatorluğu zamanında üç teraslı bir Hindu tapınağı olarak başlanmış ancak bitirilememiş.Bugünkü formu ortaya çıkaran ana yapım aşaması ise Budist Sailendras hanedanlığı sırasında 795-820 yılları arasında sürmüş.





Tapınak aslında büyük bir Budist mandalası şeklinde düzenlenmiş. Kare planlı alt  teras sıradan insanların yaşadığı dünyayı, yine kare planlı orta beş teras tanrısal dünyayı sembolize ederken, yuvarlak planlı en üst üç teras ise nirvanayı ve şeklin olmadığı ruhani dünyayı sembolize ediyor.

Borobodur ve diğer tapınaklara girişte saygı unsuru olarak kadınlarda, erkeklerde bellerine sarong bağlıyorlar. Eğer yanınızda yoksa girişte size bir tane veriyorlar.

Aslında gezi yazılarımda çok fazla mimari, tarihsel ve teknik detaylara girmemeye çalışırım..Ama bu kez beni affedin çünkü bu tapınaklar beni çok heyecanlandırdı.  Okuduğum kitaplardaki bir başka ayrıntıda Saliendra hanedanlığı Khmerler’de önce Kamboçya’yı yönettiği için bu yapının muhteşem Ankgor tapınaklarını etkilemiş olması ve benzer artistik bir estetik sergilemeleri. Borobodur ve Angkor’daki favori tapınağım Bayon arasında yaklaşık 400 yıl olmasına rağmen her iki tapınak arasında ciddi benzerlikler bulmak mümkündür.. Ama merak etmeyin bu iki tapınağın karşılaştırmasını burada yapacak değilim. Merak edenlere ayrıca yazarım..Ancak Uzakdoğu sevdalıları bu iki tapınağa daha bir dikkatli bakın derim..










Borobodur’un girişi ve çıkışıda çok karışık, özellikle çıkışta ne kadar satıcı varsa, yol sizi dolandıra dolandıra onların önünden geçirmeden dışarıya çıkmanıza izin vermiyor..Girişte ise tapınak ağaçların arasından size kendini hemen göstermediği için, ne yöne gideceğinizi bilemeden biraz afallıyorsunuz..

Borobodur’dan sonra yaklaşık yarım saat uzaklıktaki Prambanan’a doğru yola çıktık

Java adasında hüküm süren her imparatorluk ardında çok zengin ve farklı bir tapınak kültürü bırakmış. Java’daki tüm arkeolojik taş yapılar 730-929 yıllarından kalma. Borobudur ve Prambanan’da tüm Endonezya’da o yıllardan kalan en eski örnekler. Daha öncekiler ağaçtan yapıldığı için günümüze ulaşamamış.




Hindu Sanjaya hanedanlığı tarafından 850-856 yılları arası inşa edilen Prambanan, tahminen yeni güçlenen Hindu hanedanın, Borobodur’a karşı yapılaşması. Dikey olarak yükselen tapınağın formunu Hindu kozmolojisi oluşturuyor..

Prambanan aslında üç ayrı tanrıya adanmış, üç ayrı tapınaktan oluşuyor. Bu üç ayrı tapınak dışında tarihsel olarak amaçları bilinmeyen iki ayrı yapıda bu tapınak kompleksini tamamlıyor.

Merkezde ve 47 m. ile en yüksek olan tapınak Şiva’ya adanmış ve içinde Şiva heykeli bulunuyor. 37 m. yükseklikte olan diğer iki tapınakta Brahma ve Vişnu’ya adanmış.



Borobodur’a göre daha büyük taş parçalara yapılan rölyeflerde genellikle Ramayana destanı anlatılıyor. Borobodur’daki rölyefler gündelik hayattan yada Buddha’nın hayatından kesitler gösterirken, Prambanan’dakiler daha çok tarihsel savaş sahnelerine ayrılmış..

Burada da yine Borobodur’daki gibi sarongları taktık ve hatta restorasyon çalışmaları süren bir tapınağa girerken kafamıza yeşil beretleri de takınca birer garip moda ikonundan farkımız kalmadı.


Artık tam öğle saatlerinde hava sıcaklığı bizi iyice yorsa da görmek istediğimiz bir diğer tapınağa Sewu’ya doğru yürümeye başladık. Prambanan aslında içinde başka başka tapınaklarda olan  kocaman bir arkeolojik park. Gördüğümüz bazıları çok küçük ve sanki hiç kazı yapılmamış gibi..




Bizim merak ettiğimiz ve ulaşmak için bayağı yürüdüğümüz Sewu’da çok ilginç kalıntılar olmasına rağmen, içeriye girmeye izin yoktu. Sadece dışarıdan bakabildik. Kaderin cilveleri hep böyle anlarda ortaya çıkar ya, işte bizde tam en sona geldiğimizde bu çok büyük arkeolojik park’ta bisiklet kiralanarak da dolaşılabileceğini öğrendik. Bu sıcak havada harika olurdu ama geçmiş ola.. Bizden sonra gidecekler aman bu ayrıntıyı unutmayın..


Artık iyice acıktığımız için çıkıştaki lokantada buz gibi biraları ve Endonezya mutfağından favorimiz kızarmış pilav Nasi Goreng’leri afiyetle götürdük..


Sonuç olarak her iki tapınak da muhteşem arkeolojik yapılar. Ancak benim eksikliğini hissettiğim şey yaşamıyor oluşlarıydı.. Ne demek istediğimi biraz açmak gerekirse; eski yada yeni fark etmez Uzakdoğu’da hangi tapınağa giderseniz gidin mutlaka ibadet eden insanlarla, bırakılmış sunularla, adaklarla karşılaşırsınız ama ne yazık ki Java’da durum böyle değil. Müslüman bir ülkede olmaktan dolayı her iki tapınağında kaderine ağır bir yalnızlık düşmüş..

Diğer Endonezya yazılarım:

Yogyakarta için buraya
Endonezya'da bir tren seyahati için buraya
10 günde Java - Bali gezginlere ipuçları için buraya

2 Ocak 2014 Perşembe

Yeni Yılda Gezginlere..

Geçtiğimiz günlerde, her köşesine bir şeyler karaladığım not defterlerimden birinin sayfaları arasında buldum aşağıdakileri..Kim söylemiş bilmiyorum, iyi kötü İngilizce'den tercüme etmeye çalıştım..2014 yılında tüm gezginlerin yolları açık olsun..

''Deneyimlere para harcayın. Genellikle de seyahat etmeye. Hiç kimse seyahat etmek için ödediği para için sonradan pişmanlık duymaz. Satın aldığımız eşyalar gelir ve giderler ama deneyimler bizi insan olarak değiştirir. Bizi daha iyi yapar. Bu değişim kimi zaman harika hikayelerin yada hatıraların hediyesidir, kimi zamanda hatalar sonucu öğrendiğimiz derslerin.''


Foto: Pinterest

26 Kasım 2013 Salı

Yogyakarta - Endonezya



Yogyakarta, Endonezya'nın Bali'den sonra en çok turist çeken ikinci kenti..Kent Java adasının kültürel merkezi olarak  bilinse de aslında turistlerin asıl geliş nedeni kentin yakınlarında bulunan ünlü Java tapınakları..500.000 kişilik kent oldukça geniş bir alana yayılsa da, herkesin dönüp dolaşıp geldiği yada konaklama için tercih ettiği yer ünlü Malioboro  caddesi civarları..Malioboro sıra sıra dükkanları, dükkanların önündeki kaldırımda sağlı sollu dizilmiş tezgahları, tuk tukları, her köşe başından çıkıp arılar gibi vızıldayan binlerce motosikleti ile son derece canlı bir bölge..



Kente uçakla da ulaşmak mümkün ancak biz treni tercih ederek, 8 saat süren bir yolculuk sonrası Jakarta'dan, Yogyakarta'ya geldik.. Tren istasyonu, Malioboro Caddesine çok yakın, dolayısıyla trenden inince, çantalarımızı çeke çeke yine aynı civarda bulunan otelimize kadar yürüdük..Aslında fazla yükünüz yoksa burada yapılacak en güzel şey tuk tuk kiralamak..İlk anın yabancılığını üzerimizden attıktan sonra, bizde sırf çok hoşumuza gittiği için yakın uzak her yere tuk tukla gider olduk.. Tuk tukcularda pazarlık yapılmadan olmuyor ama temelde 10.000 Rupiye ( 2 TL) sizi Malioboro civarındaki her yere fazla nazlanmadan götürüyorlar.  

Malioboro civarında her bütçeye uygun otel bulabilmek mümkün..Biz yaz aylarından iyi bir kampanya yakaladığımız İbis Style otelinde kaldık..Otel yakınlarda yenilendiği için her şey tek kelime ile pırıl pırıldı..Yeni ve modern döşenmiş odalarından, servisinden ve çatı katında bulunan havuzundan ve geceleri manzarası çok hoş olan yine çatı katındaki barından çok memnun kaldık..



Gündüzleri genellikle turistler tapınak gezilerinde olduğu için, Malioboro Caddesi , akşam üzeri saatlerinde hareketlenmeye başlıyor.Burası tam bir alışveriş cenneti..Batik'den yapılmış her türlü eşya, her yerde..Pazarlık mutlaka yapılıyor ama fiyatlar genellikle çok uygun..Hatta Bali'den buraya getirilen muhtelif hediyelik eşya, el işlerini Bali'ye göre burada yarı fiyatına almak mümkün..Ancak ben buranın yerel el işlerinden sayılan Batikleri çok beğenmedim..Hem renkleri ve desenleri benim zevkime göre çok karışık ve koyuydu hemde bu batik kumaşlardan dikilen tüm kıyafetler güncel modanın bir hayli gerisinde kalmıştı..Batik almasam da, hiç aklımızda olmamasına rağmen, cadde üzerindeki alışveriş merkezlerinden çok uygun fiyata ayakkabılar, parmak arası terlikler ve çeşitli giyim eşyaları aldık..Buradan sonra Bali'ye geçtiğimiz için rahatlıkla şunu söyleyebilirim, Endonezya'ya gelirken yanınızda fazla giyim eşyası getirmeyin. Çok ucuza, çok güzel şeyler bulabilirsiniz..









Jakarta - Yogyakarta tren yolculuğu yazım için buraya...

10 günde Java - Bali Gezginlere İpuçları yazım için buraya...