4 Mayıs 2014 Pazar

MONTENEGRO ( KARADAĞ ) 1.



Öğlen gibi İstanbul'dan kalkan THY uçağı ile yaptığımız 1,5 saatlik yolculuk sonrası  Podgorica hava alanına varıyoruz.


İlk bakışta eski Bodrum Imsık Hava limanından çok farklı olmadığını gördüğümüz Podgorica hava alanı oldukça sakindi. Kolay ve hızlı pasaport kuyruğu sonrası, her zaman olduğu gibi özgürce gezmeyi seven Mavi Limon ailesi olarak, önceden rezerve ettiğimiz kiralık araçımıza binerek hedefimiz olan ve 5 gece kalacağımız Kotor şehrine doğru yol almaya başladık.


Podgorica ülkenin başkenti, burayla konaklama yapacağımız Kotor arası bir kaç yoldan gidilebilsede biz direk sahile Bar kenti istikametine doğru yol alıyoruz.
Yollar dar fakat pürüzsüz asvalt ile kaplı, çok rahat bir yolculuk yapıyoruz. İzlediğimiz etap, GPS mizin gösterdiği alternatif yollara nazaran biraz uzun gibi olsa da düzgün ve manzaralı bir yol. Kotor hava alanından 113 km. uzaklıkta. Zaten ülke çok büyük olmadığı için her yere kısa zamanlarla ulaşılabilmekte. Önemli bir ikazım olacak trafikle ilgili, bizim ülkemizde alıştığınız gibi bir şöförlük yapmaya kalkarsanız ilk fırsatta kaza yapmanız içten bile değil. Bu ülkede tüm araç kullanıcıları sürat tahditlerine uyum sağladıkları gibi diğer gelişmiş ülkelerde olduğu gibi yaya kaldırımları ve döner kavşaklarda soldan gelenin önceliği kuralına sıkı sıkı uyuyorlar, eğer aykırı bir durumla karşılaştıklarında, mesela biz İstanbul trafiğinde yaptığımız hareketleri yaparsak vah bize birisi direk çarpacaktır.
Bu seyahatimizin en önemli özelliğini yazımızın başında belirteceğim, Çok güzel resim veren bir ülkeye geldiğimizi yol boyunca iliklerinize kadar hissediyorsunuz.
1,5 saat kadar yol aldıktan sonra Kotor'a varıyoruz.


Kotor, Kotor ... Karşımıza kale içindeki otelimize gitmeden önce otopark ararken bu manzara çıkıveriyor. Deniz değil sanki göl gibi sakin ve huzurlu bir görüntü. Aracımızı, resmin çekildiği yere park ettikten sonra Otelimizi bulmak üzere Kotor kalesine yollanıyoruz.



Burada eski, kale içinde yer alan kentlere Stari Grad deniyor. Taş yollardan ve duvarlar arasından sora sora biraz zor da olsa otelimizi buluyoruz.



Otelimiz küçük bir aile işletmesi, tek müşterileri de biziz. Odanın içinde ek olarak tam teşekküllü mutfağımız da var. İlerde bunun faydalarını göreceğiz. Eşyalarımız yerleştirip kısa bir şehir turuna çıkmayı ve akşam yemeğimiz de bu arada yemeği planlayarak çıkıyoruz Kotor sokaklarına.







Akşam yemeğimizi yedikten sonra otelimize dönüyoruz ve ertesi güne kendimizi hazırlamak üzere istirahata çekiliyoruz. Kotor'a daha değineceğim ama bu ilk günün akılda kalanları şimdilik bunlar. 

14 Ocak 2014 Salı

Java Tapınakları...


Ünlü Java tapınakları ve özelliklede Borobudur uzun yılların hayaliydi. Yogyakarta’ya ulaştığımızda aslında orijinal planımız güneşin doğuşunu Borobodur tapınağından izlemekti, ancak uzun yoldan ve erken kalkmalardan öylesine yorgunduk ki, bu programdan vaz geçip yola makul bir saatte çıktık.

İlk durağımız aslında benim için Endonezya gezimizin ana nedeni Borobodur oldu.Dünyanın en büyük Budist tapınaklarından biri olan Borobudur  730- 790 yılları arasında Sanjaya imparatorluğu zamanında üç teraslı bir Hindu tapınağı olarak başlanmış ancak bitirilememiş.Bugünkü formu ortaya çıkaran ana yapım aşaması ise Budist Sailendras hanedanlığı sırasında 795-820 yılları arasında sürmüş.





Tapınak aslında büyük bir Budist mandalası şeklinde düzenlenmiş. Kare planlı alt  teras sıradan insanların yaşadığı dünyayı, yine kare planlı orta beş teras tanrısal dünyayı sembolize ederken, yuvarlak planlı en üst üç teras ise nirvanayı ve şeklin olmadığı ruhani dünyayı sembolize ediyor.

Borobodur ve diğer tapınaklara girişte saygı unsuru olarak kadınlarda, erkeklerde bellerine sarong bağlıyorlar. Eğer yanınızda yoksa girişte size bir tane veriyorlar.

Aslında gezi yazılarımda çok fazla mimari, tarihsel ve teknik detaylara girmemeye çalışırım..Ama bu kez beni affedin çünkü bu tapınaklar beni çok heyecanlandırdı.  Okuduğum kitaplardaki bir başka ayrıntıda Saliendra hanedanlığı Khmerler’de önce Kamboçya’yı yönettiği için bu yapının muhteşem Ankgor tapınaklarını etkilemiş olması ve benzer artistik bir estetik sergilemeleri. Borobodur ve Angkor’daki favori tapınağım Bayon arasında yaklaşık 400 yıl olmasına rağmen her iki tapınak arasında ciddi benzerlikler bulmak mümkündür.. Ama merak etmeyin bu iki tapınağın karşılaştırmasını burada yapacak değilim. Merak edenlere ayrıca yazarım..Ancak Uzakdoğu sevdalıları bu iki tapınağa daha bir dikkatli bakın derim..










Borobodur’un girişi ve çıkışıda çok karışık, özellikle çıkışta ne kadar satıcı varsa, yol sizi dolandıra dolandıra onların önünden geçirmeden dışarıya çıkmanıza izin vermiyor..Girişte ise tapınak ağaçların arasından size kendini hemen göstermediği için, ne yöne gideceğinizi bilemeden biraz afallıyorsunuz..

Borobodur’dan sonra yaklaşık yarım saat uzaklıktaki Prambanan’a doğru yola çıktık

Java adasında hüküm süren her imparatorluk ardında çok zengin ve farklı bir tapınak kültürü bırakmış. Java’daki tüm arkeolojik taş yapılar 730-929 yıllarından kalma. Borobudur ve Prambanan’da tüm Endonezya’da o yıllardan kalan en eski örnekler. Daha öncekiler ağaçtan yapıldığı için günümüze ulaşamamış.




Hindu Sanjaya hanedanlığı tarafından 850-856 yılları arası inşa edilen Prambanan, tahminen yeni güçlenen Hindu hanedanın, Borobodur’a karşı yapılaşması. Dikey olarak yükselen tapınağın formunu Hindu kozmolojisi oluşturuyor..

Prambanan aslında üç ayrı tanrıya adanmış, üç ayrı tapınaktan oluşuyor. Bu üç ayrı tapınak dışında tarihsel olarak amaçları bilinmeyen iki ayrı yapıda bu tapınak kompleksini tamamlıyor.

Merkezde ve 47 m. ile en yüksek olan tapınak Şiva’ya adanmış ve içinde Şiva heykeli bulunuyor. 37 m. yükseklikte olan diğer iki tapınakta Brahma ve Vişnu’ya adanmış.



Borobodur’a göre daha büyük taş parçalara yapılan rölyeflerde genellikle Ramayana destanı anlatılıyor. Borobodur’daki rölyefler gündelik hayattan yada Buddha’nın hayatından kesitler gösterirken, Prambanan’dakiler daha çok tarihsel savaş sahnelerine ayrılmış..

Burada da yine Borobodur’daki gibi sarongları taktık ve hatta restorasyon çalışmaları süren bir tapınağa girerken kafamıza yeşil beretleri de takınca birer garip moda ikonundan farkımız kalmadı.


Artık tam öğle saatlerinde hava sıcaklığı bizi iyice yorsa da görmek istediğimiz bir diğer tapınağa Sewu’ya doğru yürümeye başladık. Prambanan aslında içinde başka başka tapınaklarda olan  kocaman bir arkeolojik park. Gördüğümüz bazıları çok küçük ve sanki hiç kazı yapılmamış gibi..




Bizim merak ettiğimiz ve ulaşmak için bayağı yürüdüğümüz Sewu’da çok ilginç kalıntılar olmasına rağmen, içeriye girmeye izin yoktu. Sadece dışarıdan bakabildik. Kaderin cilveleri hep böyle anlarda ortaya çıkar ya, işte bizde tam en sona geldiğimizde bu çok büyük arkeolojik park’ta bisiklet kiralanarak da dolaşılabileceğini öğrendik. Bu sıcak havada harika olurdu ama geçmiş ola.. Bizden sonra gidecekler aman bu ayrıntıyı unutmayın..


Artık iyice acıktığımız için çıkıştaki lokantada buz gibi biraları ve Endonezya mutfağından favorimiz kızarmış pilav Nasi Goreng’leri afiyetle götürdük..


Sonuç olarak her iki tapınak da muhteşem arkeolojik yapılar. Ancak benim eksikliğini hissettiğim şey yaşamıyor oluşlarıydı.. Ne demek istediğimi biraz açmak gerekirse; eski yada yeni fark etmez Uzakdoğu’da hangi tapınağa giderseniz gidin mutlaka ibadet eden insanlarla, bırakılmış sunularla, adaklarla karşılaşırsınız ama ne yazık ki Java’da durum böyle değil. Müslüman bir ülkede olmaktan dolayı her iki tapınağında kaderine ağır bir yalnızlık düşmüş..

Diğer Endonezya yazılarım:

Yogyakarta için buraya
Endonezya'da bir tren seyahati için buraya
10 günde Java - Bali gezginlere ipuçları için buraya

2 Ocak 2014 Perşembe

Yeni Yılda Gezginlere..

Geçtiğimiz günlerde, her köşesine bir şeyler karaladığım not defterlerimden birinin sayfaları arasında buldum aşağıdakileri..Kim söylemiş bilmiyorum, iyi kötü İngilizce'den tercüme etmeye çalıştım..2014 yılında tüm gezginlerin yolları açık olsun..

''Deneyimlere para harcayın. Genellikle de seyahat etmeye. Hiç kimse seyahat etmek için ödediği para için sonradan pişmanlık duymaz. Satın aldığımız eşyalar gelir ve giderler ama deneyimler bizi insan olarak değiştirir. Bizi daha iyi yapar. Bu değişim kimi zaman harika hikayelerin yada hatıraların hediyesidir, kimi zamanda hatalar sonucu öğrendiğimiz derslerin.''


Foto: Pinterest

26 Kasım 2013 Salı

Yogyakarta - Endonezya



Yogyakarta, Endonezya'nın Bali'den sonra en çok turist çeken ikinci kenti..Kent Java adasının kültürel merkezi olarak  bilinse de aslında turistlerin asıl geliş nedeni kentin yakınlarında bulunan ünlü Java tapınakları..500.000 kişilik kent oldukça geniş bir alana yayılsa da, herkesin dönüp dolaşıp geldiği yada konaklama için tercih ettiği yer ünlü Malioboro  caddesi civarları..Malioboro sıra sıra dükkanları, dükkanların önündeki kaldırımda sağlı sollu dizilmiş tezgahları, tuk tukları, her köşe başından çıkıp arılar gibi vızıldayan binlerce motosikleti ile son derece canlı bir bölge..



Kente uçakla da ulaşmak mümkün ancak biz treni tercih ederek, 8 saat süren bir yolculuk sonrası Jakarta'dan, Yogyakarta'ya geldik.. Tren istasyonu, Malioboro Caddesine çok yakın, dolayısıyla trenden inince, çantalarımızı çeke çeke yine aynı civarda bulunan otelimize kadar yürüdük..Aslında fazla yükünüz yoksa burada yapılacak en güzel şey tuk tuk kiralamak..İlk anın yabancılığını üzerimizden attıktan sonra, bizde sırf çok hoşumuza gittiği için yakın uzak her yere tuk tukla gider olduk.. Tuk tukcularda pazarlık yapılmadan olmuyor ama temelde 10.000 Rupiye ( 2 TL) sizi Malioboro civarındaki her yere fazla nazlanmadan götürüyorlar.  

Malioboro civarında her bütçeye uygun otel bulabilmek mümkün..Biz yaz aylarından iyi bir kampanya yakaladığımız İbis Style otelinde kaldık..Otel yakınlarda yenilendiği için her şey tek kelime ile pırıl pırıldı..Yeni ve modern döşenmiş odalarından, servisinden ve çatı katında bulunan havuzundan ve geceleri manzarası çok hoş olan yine çatı katındaki barından çok memnun kaldık..



Gündüzleri genellikle turistler tapınak gezilerinde olduğu için, Malioboro Caddesi , akşam üzeri saatlerinde hareketlenmeye başlıyor.Burası tam bir alışveriş cenneti..Batik'den yapılmış her türlü eşya, her yerde..Pazarlık mutlaka yapılıyor ama fiyatlar genellikle çok uygun..Hatta Bali'den buraya getirilen muhtelif hediyelik eşya, el işlerini Bali'ye göre burada yarı fiyatına almak mümkün..Ancak ben buranın yerel el işlerinden sayılan Batikleri çok beğenmedim..Hem renkleri ve desenleri benim zevkime göre çok karışık ve koyuydu hemde bu batik kumaşlardan dikilen tüm kıyafetler güncel modanın bir hayli gerisinde kalmıştı..Batik almasam da, hiç aklımızda olmamasına rağmen, cadde üzerindeki alışveriş merkezlerinden çok uygun fiyata ayakkabılar, parmak arası terlikler ve çeşitli giyim eşyaları aldık..Buradan sonra Bali'ye geçtiğimiz için rahatlıkla şunu söyleyebilirim, Endonezya'ya gelirken yanınızda fazla giyim eşyası getirmeyin. Çok ucuza, çok güzel şeyler bulabilirsiniz..









Jakarta - Yogyakarta tren yolculuğu yazım için buraya...

10 günde Java - Bali Gezginlere İpuçları yazım için buraya...



18 Eylül 2013 Çarşamba

Endonezya'da bir tren seyahati..


Java ve Bali adalarını kapsayacak Endonezya seyahatimizde ilk durağımız aslında Jakarta idi, ancak orada bizi ilgilendirecek çok fazla bir şey bulamayacağımızı anlayınca, orası ile ilgili her hangi bir plan yapmadan, akşamüstü uçaktan iner inmez, taksi ile ertesi gün trene bineceğimiz Gambir  tren istasyonu yakınlarındaki Siriwijaya oteline yerleştik. İstasyon yakınlarında sıradan, temiz bir oteldi. Ertesi sabah kahvaltı için kalktığımızda, burasının aslında Jakarta’da ki tarihi otellerden biri olduğunu öğrenmek şaşırttı bizi. Sahipleri ve adı zaman içinde birkaç kez değişse de, 1810 yılından beri otel olarak hizmet veren binası ile Sriwijaya, Jakarta’da ki en eski oteldi..


Yaklaşık 5 yıldır Uzakdoğu’ya seyahat etmediğim için aklımdan çıkmış olacak ki, sabah kahvaltısı için otelin kahvaltı salonuna indiğimizde bir gece öncenin devamı sıcak yemekler, noodle çorbaları, etli yahniler karşımıza çıkınca ilk anda bir sendelemedik desem yalan olur. Bizim gibi batı’dan gelen bir çift daha sersemsepelek ne yesek diye açık büfenin etrafında dolanırken, garson iki adet çok kıymetli kruvasan getirdi. Stratejik konumum diğerlerine göre çok daha üstün olduğundan bir atmaca edasıyla diğer çiftin önünden kaptım kruvasanları. Açık büfe savaşlarında tecrübeliyimdir nede olsa…

Kruvasanlar gidince onlar da mecburen beyaz tost ekmeklerine kaldılar. Birer ufak tereyağ poşeti de bulunca, kahvaltı işini hallettik zannettik ama meğerse ne kadar yanılıyorduk..

Kruvasanları kapmanın stratejik üstünlüğü ile masaya ilk oturan biz olduğumuz için, Endonezyalıların kullanma alışkanlığı olmadığı bıçağıda ilk isteyen biz olduk tabii. 5-6 dakika kadar süren bir arama tarama çalışması sonucu koca restaurant’dan sadece tek bir bıçak çıkınca, ilk talep etmenin avantajı ile, bu kıymetli alete biz sahip olduk. Endonezyalılarda bizim bildiğimiz kahvaltı gibi, bıçak kullanma adeti de yok. Et yemeklerini bile, çatalla sabitleyip, kaşıkla keserek yemeye çalışıyorlar. Son gördüğümde bizim batılı çift, koca bir çorba kaşığı ile, ekmeklerine tereyağ sürmeye çalışıyorlardı..




Otel ve tren istasyonu arası 10 dakika kadar sürdüğü için bavullarımızı çeke çeke yola çıktık..Yönü ilk anda tam doğru tespit edemediğimiz için ara ara sabah trafiğinin içinde bavullarla zig zag çizsek de,sonunda istasyona vardık..Başkent Jakarta’nın da üzerinde bulunduğu, 135 milyonluk nüfusu ile  dünyanın en kalabalık adası olan Java’da oldukça etkili bir tren sistemi var..Trenler ve bilet alma detaylarını 10 günde Java Bali ve gezginlere ipuçları isimli yazımda bulabilirsiniz..







Tren hareket edip, şehir merkezinden uzaklaşmaya başlayınca, çocukluğumda çok sık yaptığım tren seyahatlerini ne kadar çok sevdiğimi ve ne kadar çok özlediğimi hatırladım..Aslında ilk planımız her zaman yaptığımız gibi araba kiralayarak, Java adasını baştan başa geçmekti ama hem Endonezya’da trafiğin tersten akması, hem kötü olan yollar ve çılgın motosiklet trafiği, hem de keyifli bir tren yolculuğu yapma imkanı bizi bu ilk planımızdan vaz geçiren nedenler oldu.





Jakarta’dan ünlü Java tapınaklarının bulunduğu Yogyakarta kentine tren 8 saatte ulaşıyor..İlk bir iki saatteki bol bol etrafı seyretme, fotoğraf çekme heyecanımız biraz azalınca Sevgili treni keşfetmek için dolaşmaya başlıyor..Bu arada hemen arkamızda bir kadın var, Jakarta’da trene bindiğimizden beri yüksek sesle Kuran okuyor..İlk anlarda yolculuğunun sağ salim geçmesi için dua ediyor sansak da bu iş saatler boyu sürmeye devam edince, her halde tüm Java adasını Kuran okuyarak geçmek gibi bir hac yolculuğuna çıktığına karar veriyoruz..Ancak 6,5 saat sonra cep telefonu çalınca susuyor ve yolculuğun kalan 1,5 saatini de cep telefonunda konuşarak geçiriyor. Sanırım hac yolculuğu yerine, ağız ishaline tutulmuş..




Bu arada yemek vagonunu da teftiş eden Sevgili, vagonun hali berbat, hiç görme ama yemek kokuları nefis havadisiyle dönüyor..Öğle saatlerinde karnımız artık iyice acıktığı için elinde menü ile sipariş alan garsona  bir tabak Endonezyalıların ünlü kızarmış pilavı Nasi Goreng ve 2 kaşık siparişi veriyoruz.. Gelen yemek öylesine lezzetli ki, sonrasında menüde ne var ne yok hepsinden deniyoruz..Ve doğrusunu söylemek gerekirse Endonezya mutfağını genelde sevsek de, bunlar tüm seyahatimiz boyunca yediğimiz en lezzetli yemekler oluyor.

Endonezya tarihinin büyük bir kısmına tanıklık etmiş, üzerinde kuvvetli Hindu ve Budist imparatorlukların yanı sıra, pek çok İslami Sultanlığa ve Hollanda kolonyal yönetimine ev sahipliği yapmış Java adasının yemyeşil coğrafyasında, pirinç tarlaları trenin penceresinden akıp giderken, böylesine huzurlu bir ortamda tarih boyunca ne kadar çok kan döküldüğüne şaşırmadan edemiyor insan..Aynı şey bir başka dünya cenneti Bali adası içinde geçerli..Gerek Java, gerekse de Bali tarih boyunca köle tacirleri için dünyanın bu kısmında önemli bir ham madde kaynağı olarak kalmış..1930’lu ve 40’lı yıllardaki Endonezya’nın kanlı bağımsızlık savaşının merkezi de yine bu ada olmuş..


Akşamüzeri saatlerinde vardığımız Yogyakarta'dan yarın ünlü Java tapınaklarına doğru yol alacağız ama önce bir elimizde çek çek valizler bir elimizde de GPS kalacağımız oteli bulma zamanı...